Bitti dersin, bu da bitti, ben de.
Gözlerin dolar, kalbin acır, avuçların terler, sesin titrer.
Her bitiş eğer istemediğinse, kabus olur rüyalarında...
Biten aşk, biten bir dost, biten bir umut, biten iş, biten sevgi...
Hepsi umulmadık, beklenmeyen zamanlarda ise acıdır ilk tadacağın.
Dibine kadar acıyı yaşar, ölene kadar ağlayacağını sanırsın.
Oysa unutursun meleklerinin seni koruduğunu.
Eğer şimdi bittiyse, sen beklemeden de olsa tam zamanıdır.
Yeni günlere kucak aç diye tam zamanında bitmiştir aslında.
Yeniden ayağa kalk diye, yine umutlan, yine sev, doğruyu bul diye bitmiştir.
Sen acını yaşarken hiç aklına gelmez doğru olduğu.
Ne zaman acının kullanım süresi biter, ne zaman gözlerin açılır, ne zaman mantığın devreye girer. İşte o zaman hayretle baktığın bitişler sana çok doğru, çok gerçek, çok zamanında gelir.
Unutursun çektiğin acıları sanki hiç yaşanmamış gibi.
Unutursun, unutursun, unutursun...
Unutursun için tıkla:)
3 Aralık 2011 Cumartesi
21 Kasım 2011 Pazartesi
Yorulan Aşıklar konuşursa eğer, sözcükler birbirini kovalar
Çocuk çok yordun beni dedi. Sevdin, sevmedin derken yıllar geçti yaşlandım dedi.
Gözleri buğuluydu. Ağlamaktan değil, beklemekten, hep gelir diye uzaklara, geçen yıllara, gelecek günlere bakmaktan.
Yoruldum çok, dinlenme zamanım gelmişti dedi o alışılmış tonlamasıyla. Daha çok koşamazdım, daha çok bekleyemez, umutlanamaz, senin için bahaneler uyduramazdım. Bedenim, kalbim, hayallerim kadar ruhumda yorulmuştu. Ortak bir karardı. Dinlenme zamanıydı.
Yorgunluğumu başka bir bedende, bambaşka bir ruhta, düşlemediğim hayallerde dindirdim.
Ellerim sana kadar uzanamadı, belkide çok istemedim. Yeterince istemedim dedi yenilmişçesine.
Gözleri aynıydı, sesi, kafasını hafif yukarı kaldırışı, heyecanlığında tırnaklarını yiyişi, sinirlenince dudaklarını ısırışı. Herşeyiyle aynıydı.
Senin için dedi, seni n içindi ya herşey, şimdi herşey bambaşka. Herşey değişti, sen gittin, ben gittim. Ne o dünya var şimdi, ne sen çocuk, ne ben, ne de rüyalarıma yazdığım hayallerim.
Sen yine bunaldımda konuşuyorum sanıyorsun çocuk.
Bu sefer geçmişin tekrarı değil dedi. Gerçekten yoruldum ve bıraktım seninle olan hayalleri dedi hüzünle.
Vazgeçtim senden, umutlarımdan, senle dolu hayallerden. Dinlenme zamanı çocuk.
Anla beni vazgeçmek zorundaydım dedi. Şimdi daha önce kurmam gereken hayallerdeyim. Hiç kurmadığım hayallerde, farklı başrollerde yaşıyorum son çeyreğimi.
Sana son kez hoşkal demek istedim çocuk.
Elveda için çok geç biliyorum. Çoktan söylemem gerekeni hep beklettim son bir umutla.
Ama kalbim, ruhum, bedenim dayanamdı daha çok beklemeye çocuk.
Ben şimdi gidiyorum çocuk. Kaçıncı vedamız, birbirimize gözü yaşlı bakışımız, dudak büküşümüz bilmiyorum ama bu son çocuk.
Gidiyorum senden, senin gibi ruhlardan, senin olduğun rüyalardan, geleceğimizden, olmayan geçmişimizden.
Arkama son kez bakacağım. Ama bu sefer gülümseyeceğim çocuk. Gözyaşlarımı, sevgimi, umutlarımı, sakinliğimi, yıllarımı, özlemini, yalanları, hüzünlerimi geçmişimde bırakarak gidiyorum çocuk.
Şimdi başka bir ruhta, bambaşka hayallerde, başka bir bedende dinlenme vakti.
Hoşçakal...
Not: Yazımı okurken tıkla :)
Gözleri buğuluydu. Ağlamaktan değil, beklemekten, hep gelir diye uzaklara, geçen yıllara, gelecek günlere bakmaktan.
Yoruldum çok, dinlenme zamanım gelmişti dedi o alışılmış tonlamasıyla. Daha çok koşamazdım, daha çok bekleyemez, umutlanamaz, senin için bahaneler uyduramazdım. Bedenim, kalbim, hayallerim kadar ruhumda yorulmuştu. Ortak bir karardı. Dinlenme zamanıydı.
Yorgunluğumu başka bir bedende, bambaşka bir ruhta, düşlemediğim hayallerde dindirdim.
Ellerim sana kadar uzanamadı, belkide çok istemedim. Yeterince istemedim dedi yenilmişçesine.
Gözleri aynıydı, sesi, kafasını hafif yukarı kaldırışı, heyecanlığında tırnaklarını yiyişi, sinirlenince dudaklarını ısırışı. Herşeyiyle aynıydı.
Senin için dedi, seni n içindi ya herşey, şimdi herşey bambaşka. Herşey değişti, sen gittin, ben gittim. Ne o dünya var şimdi, ne sen çocuk, ne ben, ne de rüyalarıma yazdığım hayallerim.
Sen yine bunaldımda konuşuyorum sanıyorsun çocuk.
Bu sefer geçmişin tekrarı değil dedi. Gerçekten yoruldum ve bıraktım seninle olan hayalleri dedi hüzünle.
Vazgeçtim senden, umutlarımdan, senle dolu hayallerden. Dinlenme zamanı çocuk.
Anla beni vazgeçmek zorundaydım dedi. Şimdi daha önce kurmam gereken hayallerdeyim. Hiç kurmadığım hayallerde, farklı başrollerde yaşıyorum son çeyreğimi.
Sana son kez hoşkal demek istedim çocuk.
Elveda için çok geç biliyorum. Çoktan söylemem gerekeni hep beklettim son bir umutla.
Ama kalbim, ruhum, bedenim dayanamdı daha çok beklemeye çocuk.
Ben şimdi gidiyorum çocuk. Kaçıncı vedamız, birbirimize gözü yaşlı bakışımız, dudak büküşümüz bilmiyorum ama bu son çocuk.
Gidiyorum senden, senin gibi ruhlardan, senin olduğun rüyalardan, geleceğimizden, olmayan geçmişimizden.
Arkama son kez bakacağım. Ama bu sefer gülümseyeceğim çocuk. Gözyaşlarımı, sevgimi, umutlarımı, sakinliğimi, yıllarımı, özlemini, yalanları, hüzünlerimi geçmişimde bırakarak gidiyorum çocuk.
Şimdi başka bir ruhta, bambaşka hayallerde, başka bir bedende dinlenme vakti.
Hoşçakal...
Not: Yazımı okurken tıkla :)
14 Kasım 2011 Pazartesi
Hüznüm içimde dolaşıyor şuursuzca...
Hüznüm içimde dolanıyor şuursuzca.
İnsan olduğuma şükretmek için ne çok sebebim varken bir okadar lanet edesim geliyor.
Kızıyor, sesimi yükseltiyor, nefret ediyor, isyan ediyor, şikayet ediyor ama hiç birşey yapamıyorum...
Hiç birşey yapamıyorsam niye varlığımı insan olarak devam ettiriyorum ki.
Eğer neslim kendinden güçsüze doğanın dengesine aldırmadan saldırıyorsa, varlığımı insan olarak sürdürmek istemem.
Eğer neslim özgürce yaşamasını, konuşmasını, temsil edilmesini, seçmesini, seçilmesini...vb borçlu olduğu insana ihanet ediyorsa işte yine o zaman insan olduğuma utanırım.
Terör örgütü değil diyenler, cesetlerini Türk askeri bulmasın diye bıçakla kesip çuvallara koyan bir zihniyetle yarışıyorsunuz.
İnsan eğer sizlere deniliyorsa ben değilim. Sizinle aynı katagoride olmak istemiyorum. Çünkü bunu hak etmeyecek kadar duygum var.
Bir otobüs dolusu insanı yakmaya çalışan zihniyeti gördüğümde tüylerim diken diken oluyor, bu vahşeti yaşayan bebeklerin gözlerindeki korkuyu görünce gözlerimden yaşlar damlıyor.
Bir gemi dolusu insanı saatlerce korku içinde bırakan insan görünümlü varlık bence varlığını sürdürse de olur sürdürmesede.
Çünkü senin insanlığın kalmamışki.
Seni dört senedir görmeyen annenin de anneliği kalmamış. Cenazesini almaya giden milletvekilliğinin de milletvekilliği kalmamış.
Benim vekilim değil o kesin...
Ya senin? Kimin milletvekili? Deniz otobüsündeki insanların olmadığı kesin...
Ama hala benim vergimle o cenazeye arabanla gidiyor, yemek yiyor, hatta özgürce konuşuyorsun.
İşte burda isyanım, nefretim, tahammülsüzlüğüm... Sen bizim gibi fazlaca insan gibi insandan, insan muamelesi görüyorsun. İşte burda dengesizliğimiz...
Sizin yüzünüzden insan, insan olmak istemiyor.
Sizin gibiler yüzünden ben utanıyorum.
Sizin gibilerin olduğu dünyaya çocuk getirmek istemiyorum.
Oturup yerimde bir mucize bekliyorum.
Hüznüm içimde dolaşıyor şuursuzca...
İnsan olmanın hüznü içimde...
Ya seni çıkarıcam insanlıktan ya kendimi...
26 Ekim 2011 Çarşamba
SEN!
Düşünmek için yaratılmış ve mucizevi bir şekilde kafana koyulmuş olan beyni kullanmak herkese nasip değil anlaşılan. Düşünmek, mantık kurmak, hesap etmek, tahmin etmek, değerlendirmek, en doğrusunu bulmak ve en önemlisi düşünürken kalbini ortaya koymak bu kadar zor mu?
Susmayı seviyorum uzun zamandır. Uzun zamandır çirkinliklerden susarak kaçtım. Çünkü her konuştuğumda bana da bulaştı çirkinlikleri. Farkettiğimde konuşmayı bıraktım. Sustum, içimden güldüm yada sadece bir bakıştı verdiğim cevap ama anlamadın. Anlamaman garip değildi. Sen bu kadar kötüye odaklanmışken, sana uzanan o hislerin farkına varman o kadar zordu ki. Hiç garip bulmadım, şaşırmadım.
Ben hala susuyorum. Muhtemelen sen hala konuşuyorsun. Ben bişey kaybetmiyorum, sen zamanı, insanlığını, kendini, içindeki çocuğu, saflığı, güzelliği kaybediyorsun.
Bundan dolayıki ben susarak hiç birşey kaybetmiyorum. Eğer bir savaşsa aramızdaki kazanmakta istemiyorum.
Sen zaten basit düşünerek kazanmışsın. Ne yaparsak yapalım insana yakışır şekilde çalışmayacak beynin.
Zorlamaya, yormaya gerek yok kendimizi.
Bırakalım seni boğul kendi çirkinliğinde.
Biliyorum sonunun bu olduğunu bilmiyorsun. Zannediyorsunki kazanıyorsun. Hayır sen kaybediyorsun.
Bilmediğin için burdan yazıyorum. Sen karanlıkta kalmaya mecbursun çünkü için kara ruhun kara...
Senden bana zarar gelmez, hepsi kendine zarar. Yine de acıdım haline yazıyorum buradan.
Sen düşüncelerinle varsın. Sorun şu ki içinde kötülük barıdıran bu düşünceler seni zamanla yok edecek, yok oluşuna, kaybedişine, mutsuzluğuna, sebep kaderi göstereceksin.Oysa hepsi basitliğinden ibaret. Ne Tanrıyı ne kaderi suçla. Sadece aynaya bak. Ha Bir de basitliğin çok güldürüyor beni unutma...
Susmayı seviyorum uzun zamandır. Uzun zamandır çirkinliklerden susarak kaçtım. Çünkü her konuştuğumda bana da bulaştı çirkinlikleri. Farkettiğimde konuşmayı bıraktım. Sustum, içimden güldüm yada sadece bir bakıştı verdiğim cevap ama anlamadın. Anlamaman garip değildi. Sen bu kadar kötüye odaklanmışken, sana uzanan o hislerin farkına varman o kadar zordu ki. Hiç garip bulmadım, şaşırmadım.
Ben hala susuyorum. Muhtemelen sen hala konuşuyorsun. Ben bişey kaybetmiyorum, sen zamanı, insanlığını, kendini, içindeki çocuğu, saflığı, güzelliği kaybediyorsun.
Bundan dolayıki ben susarak hiç birşey kaybetmiyorum. Eğer bir savaşsa aramızdaki kazanmakta istemiyorum.
Sen zaten basit düşünerek kazanmışsın. Ne yaparsak yapalım insana yakışır şekilde çalışmayacak beynin.
Zorlamaya, yormaya gerek yok kendimizi.
Bırakalım seni boğul kendi çirkinliğinde.
Biliyorum sonunun bu olduğunu bilmiyorsun. Zannediyorsunki kazanıyorsun. Hayır sen kaybediyorsun.
Bilmediğin için burdan yazıyorum. Sen karanlıkta kalmaya mecbursun çünkü için kara ruhun kara...
Senden bana zarar gelmez, hepsi kendine zarar. Yine de acıdım haline yazıyorum buradan.
Sen düşüncelerinle varsın. Sorun şu ki içinde kötülük barıdıran bu düşünceler seni zamanla yok edecek, yok oluşuna, kaybedişine, mutsuzluğuna, sebep kaderi göstereceksin.Oysa hepsi basitliğinden ibaret. Ne Tanrıyı ne kaderi suçla. Sadece aynaya bak. Ha Bir de basitliğin çok güldürüyor beni unutma...
15 Ekim 2011 Cumartesi
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yak...
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz. Andre Gide
Sadece eleştiren, problem hata bulamaya çalışan bir toplum olmamıza şaşırmalı mıyım?
Sadece yanlışa odaklanan insan topluluğu ne işe yarar ki?
Sosyal paylaşım ağlarına bakın. Kim neyi takdir ediyor?
Sadece birbirimizin yanlışını buluyor ikaz ediyor ama düzeltmek için ne gerekir onu sorgulamıyoruz.
Eleştirmek için koca beyinleri olan bir toplumuz.
Sıra çözüm bulmaya gelince kafasının içinde hava taşıyan insanlar oluyoruz.
İşte komik olan eleştirmek için çalışan o beyinler bize bir fayda sağlamıyor.
Geçen gün bir iş görüşmesinde aday, her çözüme kavuşturduğumuz şey bana keyif veriyor dediğinde ampül yandı beynimde.
Kimileri, şu problemi buldum, şu hatayı gördüm demekle iyi yaptıklarını sanıyorlar.
İyi de çözüm bulamadıktan sonra, çözüm için çabalamadıktan sonra problemi bulman ne işe yarar ki?
Sadece küfretmeyi, ayıplamayı, uyarmayı biliyoruz.
Elimizi taşın altına koymamız gerektiğinde çil yavrusu gibi dağılıyoruz.
Düşünen değil sadece sorgulayan bir topluluk oldu.
İşin kötüsü genç nesil sadece buna odaklanmış, hızla tüketen, eleştiren bir zihniyetle büyüyor.
Hiç ayıplamayın. Buda bizim eserimiz.
Sen değil misin evinden az önce çıkan komşunun kocasını çekiştiren.
Sen değil misin yaramazlık yapan çocuğun annesini ağzını yaya yaya başkalarına anlatan.
Sen değil misin o şöyledir bu böyledir deyip, başkalarını yererek aslında kendini hiiiç övmeyen.
Demiyorum ki eleştirmeyelim.
Ama kantarın topuzunu da kaçırmayalım.
Hayatımız eleştirmekten ibaret olmaya başladığında toplum olarak tıkanıyoruz. Kendi yolumuzu, çocuğumuzun geleceğini, hayatımızı tıkıyoruz.
Oysa çirkin kadar güzel, problem kadar da çözüm var.
14 Ekim 2011 Cuma
BUGÜN
Bugün dışarı at kendini yada evdeki, ofisindeki camı aç ve ciğerlerin patlayana kadar nedes al derin ve uzun.
Bugün seni çok üzen, sana devamlı sinir bozucu laf söyleyen, hep ağzının payını vermek istediğin ama kibarlığından söyleyemediğin kişiye hak ettiği sözcükleri ver.
Bugün uzun zamandır konuşmadığın, belkide gururundan aramadığın fakat çok özlediğin kişiyi ara ve özledim de.
Bugün bir çocuk parkı bul ve salıncağa binip gökyüzüne havalanmaya çalış.
Bugün en sevdiğin şarkıyı son ses çal ve avazın çıktığı kadar ona eşlik et. (Bu kısımı komşular ne der, o ne düşünüre aldırmadan yapacaksın)
Bugün dolabını aç ve en sevdiğin giysiyi seçip onu giy.
Bugün çok sevdiğin ama seni seviyorum demeyi ihmal ettiğin kişileri ara ve gönülden kocaman seni seviyorum de.
Bugün en çok canın çeken en kalorili ve en sevdiğin yiyeceği çatlayana kadar ye.
Bugün çocukken izlemekten en keyif aldığın çizgi filmi izle.
Bugün çıkar ayakkabılarını ve bulduğun çimlerde yalınayak koş.
Bugün eski fotoğraflarına bak, içlerinden en sevdiğini çerçevele.
Bugün uzun zamandır yazmadığın arkadaşlarına iki kelime yaz.
Bugün sadece kendin için yaşa, istediğini yap. Kim ne der demeden, önceliklerini başkalarına vermeden, tek önceliğin kendin olduğunu düşündüğün şekilde yaşa.
Sadece bugün yarını düşünmeden, belkide son günün gibi yaşa.
Bugün seni çok üzen, sana devamlı sinir bozucu laf söyleyen, hep ağzının payını vermek istediğin ama kibarlığından söyleyemediğin kişiye hak ettiği sözcükleri ver.
Bugün uzun zamandır konuşmadığın, belkide gururundan aramadığın fakat çok özlediğin kişiyi ara ve özledim de.
Bugün bir çocuk parkı bul ve salıncağa binip gökyüzüne havalanmaya çalış.
Bugün en sevdiğin şarkıyı son ses çal ve avazın çıktığı kadar ona eşlik et. (Bu kısımı komşular ne der, o ne düşünüre aldırmadan yapacaksın)
Bugün dolabını aç ve en sevdiğin giysiyi seçip onu giy.
Bugün çok sevdiğin ama seni seviyorum demeyi ihmal ettiğin kişileri ara ve gönülden kocaman seni seviyorum de.
Bugün en çok canın çeken en kalorili ve en sevdiğin yiyeceği çatlayana kadar ye.
Bugün çocukken izlemekten en keyif aldığın çizgi filmi izle.
Bugün çıkar ayakkabılarını ve bulduğun çimlerde yalınayak koş.
Bugün eski fotoğraflarına bak, içlerinden en sevdiğini çerçevele.
Bugün uzun zamandır yazmadığın arkadaşlarına iki kelime yaz.
Bugün sadece kendin için yaşa, istediğini yap. Kim ne der demeden, önceliklerini başkalarına vermeden, tek önceliğin kendin olduğunu düşündüğün şekilde yaşa.
Sadece bugün yarını düşünmeden, belkide son günün gibi yaşa.
4 Ekim 2011 Salı
İNSANA MEKTUP
Ömrüm senin ki kadar uzun değil diye yaşamaya hakkım yok sanma. Senden fazla yaşamaya hakkım var. Senin dilinde anlaşamıyor olsam da, senden zekiyim ki seni anlayabiliyorum. Kötü bir şeyler olacağını anlayabiliyor, hissedebiliyorum. Üstelik üzerine betonlar döktüğünüz vefa bende hala yemyeşil. En büyük değerim benim. Vefa nedir fazlasıyla bilirim.
Ben ancak yaşayabilmek, hayatta kalabilmek için öldürürüm. Ancak bazılarımız yaşamak için öldürmek zorunda kalır. Yaradılış işte.
Yapılan iyilikleri hiç unutmayız. Çok da kötülük gelmiştir başımıza ama hala önyargılı değiliz. Biliriz ki iyilerde var bu dünyada. İyiliğe inandığımız için şüphe duymayız yanımıza yaklaşandan. Verdiği ekmeği binbir minnetle yeriz. Nerden biliriz kötüler rahatça iyi maskesi takar.
Kendimizi biliriz de, insanı bilmeyiz. Acımdan kıvranırken, bana zarar veren canlının bir başkası yardım elini uzatır. Bu yüzdendir insanı anlayamamız.
Biliyorum bazen birbirinize kızınca bizim adımızı birbirinize söylersiniz. Anlam veremiyoruz.
Biz size kendinizden daha çok zarar vermiş olamayız.
Ben ancak yaşayabilmek, hayatta kalabilmek için öldürürüm. Ancak bazılarımız yaşamak için öldürmek zorunda kalır. Yaradılış işte.
Yapılan iyilikleri hiç unutmayız. Çok da kötülük gelmiştir başımıza ama hala önyargılı değiliz. Biliriz ki iyilerde var bu dünyada. İyiliğe inandığımız için şüphe duymayız yanımıza yaklaşandan. Verdiği ekmeği binbir minnetle yeriz. Nerden biliriz kötüler rahatça iyi maskesi takar.
Kendimizi biliriz de, insanı bilmeyiz. Acımdan kıvranırken, bana zarar veren canlının bir başkası yardım elini uzatır. Bu yüzdendir insanı anlayamamız.
Biliyorum bazen birbirinize kızınca bizim adımızı birbirinize söylersiniz. Anlam veremiyoruz.
Biz size kendinizden daha çok zarar vermiş olamayız.
Vahşi olabilir bir kısmımız, ama henüz insanı geçemedik zarar vermede. Üstelik sizin kadar bu kadar bile bile, isteye isteye de zarar vermeyiz.
Bizim kalbimiz sizinkinden büyük ve sıcak.
Yardım etmenizden vazgeçtim, zarar vermeseniz yeter...
Biz kendimize yeteriz. Bırakın yaşayalım, bırakın ecelimizle ölelim. Kader diyelim.
Bir mont, bir çanta uğruna öldük demeyelim.
Bırakın çoğalalım. sizler gibi çocuklarımızı görelim.
Rahat bırakın bizi huzurla ölelim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











