Bugün beni mutlu eden şeyleri düşündüm. Zor olmadı bulmak. Kitap okumak. İnternette gezinmek, yazılar okumak, hayatların arasına karışıp dersler çıkarmak. Okuduğum yazılarda duyulan mutlulukları, çekilen acıları tahmin etmeye çalışmak. Müzik dinlemek. Sonra bir şimşek çaktı, dans etmek dedim. İşte bu dans etmek. Güzel dans ediyorum yada edemiyorum. Ne farkeder çok mutlu oluyorum. Tıpkı eğitim verdiğim gibi. Başka biri oluyorum, mutlulukla bir bağ kuruyorum. Kimsenin görmediği bir tek benim gördüğüm hissettiğim bir bağ. Umursamadan dans ediyorum. Komik görünürüm, yada bakışlar bana döner diye bir kaygım olmadan. Bir insan topuğu hatrı sayılı olan bir ayakkabının üzerinde hiç ara vermeden beş saat dans edebilir mi? Ben ediyorum. Yorulduğumu hissetmiyorum. Tabi gecenin sonunda ayağımı da hissetmiyorum ama olsun verdiği haz paha biçilemez. Müziği duyunca içim kıpır kıpır oluyor, müziğin ritmi bedenime süzülüyor sanki. Sihirli bir güç içime işliyor ne yorgunluk, ne halsizlik, ne susamak hiç birini hissetmiyorum. Gülücükler saçıyorum. Sanki sadece benim olan bir sahnenin üzerindeymişim gibi fütursuzca aldırmadan dans ediyorum.
Madem bu kadar mutluyum, bu kadar keyif alıyorum ne yapmalıyım dedim ve buldum. Dans etmek beni bu kadar rahatlatıyorsa, şu ara verdiğim spora dans ile devam edebilirim. Üstelik saatlerce bir makinenin üzerinde koşmam gerekmeyecek. Sadece müziği hissedeceğim içimde, onun ritmine kendimi bırakacağım. İşte tam bu sebeptendir ki dans kursuna yazıldım. Haftanın iki günü içimdeki enerjiyi salacağım ahşap salonun parkelerine...
Yine görünmez bağlarla bağlanacağım mutluluğuma. Ruhumu besleyeceğim, bedenimi besliyeceğim. Bugün eğitimimi verdim, gülen ve teşekkür eden gözlerle buluştum. Mutluluklarını tattım, hayatlarına dokundum, en sevdiğim şeyi hayatıma bir hobi olarak soktum, yeni kararlar aldım. Benden mutlusu varmı ki dünyada...
13 Ocak 2011 Perşembe
11 Ocak 2011 Salı
Sihirli Pencerem: Çigi Film kahramanlarım
Sihirli Pencerem: Çigi Film kahramanlarım: "Son zamanlarda çocukken izlediğim çizgi film kahramanlarını düşünüyorum. Belki de bunun nedeni yaratıcı drama kursunda fazlasıyla çocukluğum..."
Çigi Film kahramanlarım
Son zamanlarda çocukken izlediğim çizgi film kahramanlarını düşünüyorum. Belki de bunun nedeni yaratıcı drama kursunda fazlasıyla çocukluğuma dönmem. Neyin neden olduğu önemli değil aslında, çocukluğumu ve ona ait birşeyleri hatırlatması rahatlatıyor beni. En güzel yıllarımızın çocukluk yılları olduğu gerçeğini bir daha yaşıyorum.
Tweety benim masum ama akıllı kuşum. Küçükken o kafesteyken üzülürdüm. Tabi bir de Silvester vardı. Benim sevimli kuşum kötü kedi Silvester'i görünce "aaa bi kedi gördüm sanki" der, tüneğinde tepinerek "gördüm bir kedi gördüm " diye bağırırdı. Silvester'in tek derdi Tweety'i iki tost ekmeğinin arasına koyarak mideye indirmekti. Tam hayaline kavuşacakken tatlı nine çıkagelir ve minik kuşumuzu kurtarırdı. Heyecanla izlerdim. Kedi Tweety'i yakalamasın diye hop oturup hop kalkardım. Ama hep kazanan iyi taraf olurdu. İşte sevdiğim de buydu.
Tom ve Jerry en çok eğlendiğim, kahkahalar attığım çizgi filmim. Küçükken Jerry gibi olmak isterdim. Kötü kedi Tom'dan kaçar minnacık evine sığınırdı. Orası onun en güvende olduğu yerdi. Jerry kesinlikle korkusuz ve muzip bir fareydi. Tüm buzdolabını boşaltır ve bir şekilde Tom'dan kaçmayı başarırdı. Şimdi belki fare görsem korkarım ama küçükken Jerry'i izlemek için can atardım.
Ispanak desem hangi çizgi film kahramanı gelir aklınıza. Tabi ki Temel Reis. Çocuklara kesinlikle ıspanağı sevdiren tatlı denizci. Bir de Safinazı ve onun kocaman ayaklarını unutamam. Safinaz pek bir ayran gönüllüydü. Ama başı sıkışınca Temel'i çağırırdı. Temel Reis bir kutu ıspanak yiyince pazuları kocaman şişerdi. Sonra da Safinaz'ı öpmeye çalışan adamı eşşek sudan gelene kadar döver, pestilini çıkarırdı. Kabasakal hep kötüydü, Temel Reis ise aşık ve iyi kalpli denizciydi.Küçükken hep Temel Reis'in fasulye sırığına benzeyen Safinaz'ın nesini beğendiğini düşünmüşümdür. Fikrim değişmedi hala düşünüyorum ve bulamıyorum.
Farkettimki çizgi filmler hep aynı şeyi vurguluyor. İyiler daima kazanır. İyi niyetle düşünüp, kazık yediğimde çocukluğum gelir aklıma. Hani iyiler kazanırdı, Temel Reis hep kötüleri alt eder, Jerry'i onu yemek isteyen kötü kediden hep kaçar, Tweety kaçamasada hep iyi kalpli nine tarafından kurtarılırdı. Peki gerçek dünyada niye böyle olmuyor. Niye kazanan hep iyler olmuyor. Yanlış birşeyler var ve şimdi soruyorum kendime ben mi kötüyüm yoksa çizgi filmler mi yalan?
Tweety benim masum ama akıllı kuşum. Küçükken o kafesteyken üzülürdüm. Tabi bir de Silvester vardı. Benim sevimli kuşum kötü kedi Silvester'i görünce "aaa bi kedi gördüm sanki" der, tüneğinde tepinerek "gördüm bir kedi gördüm " diye bağırırdı. Silvester'in tek derdi Tweety'i iki tost ekmeğinin arasına koyarak mideye indirmekti. Tam hayaline kavuşacakken tatlı nine çıkagelir ve minik kuşumuzu kurtarırdı. Heyecanla izlerdim. Kedi Tweety'i yakalamasın diye hop oturup hop kalkardım. Ama hep kazanan iyi taraf olurdu. İşte sevdiğim de buydu.
Tom ve Jerry en çok eğlendiğim, kahkahalar attığım çizgi filmim. Küçükken Jerry gibi olmak isterdim. Kötü kedi Tom'dan kaçar minnacık evine sığınırdı. Orası onun en güvende olduğu yerdi. Jerry kesinlikle korkusuz ve muzip bir fareydi. Tüm buzdolabını boşaltır ve bir şekilde Tom'dan kaçmayı başarırdı. Şimdi belki fare görsem korkarım ama küçükken Jerry'i izlemek için can atardım.
Ispanak desem hangi çizgi film kahramanı gelir aklınıza. Tabi ki Temel Reis. Çocuklara kesinlikle ıspanağı sevdiren tatlı denizci. Bir de Safinazı ve onun kocaman ayaklarını unutamam. Safinaz pek bir ayran gönüllüydü. Ama başı sıkışınca Temel'i çağırırdı. Temel Reis bir kutu ıspanak yiyince pazuları kocaman şişerdi. Sonra da Safinaz'ı öpmeye çalışan adamı eşşek sudan gelene kadar döver, pestilini çıkarırdı. Kabasakal hep kötüydü, Temel Reis ise aşık ve iyi kalpli denizciydi.Küçükken hep Temel Reis'in fasulye sırığına benzeyen Safinaz'ın nesini beğendiğini düşünmüşümdür. Fikrim değişmedi hala düşünüyorum ve bulamıyorum.
Farkettimki çizgi filmler hep aynı şeyi vurguluyor. İyiler daima kazanır. İyi niyetle düşünüp, kazık yediğimde çocukluğum gelir aklıma. Hani iyiler kazanırdı, Temel Reis hep kötüleri alt eder, Jerry'i onu yemek isteyen kötü kediden hep kaçar, Tweety kaçamasada hep iyi kalpli nine tarafından kurtarılırdı. Peki gerçek dünyada niye böyle olmuyor. Niye kazanan hep iyler olmuyor. Yanlış birşeyler var ve şimdi soruyorum kendime ben mi kötüyüm yoksa çizgi filmler mi yalan?
8 Ocak 2011 Cumartesi
Bayan Cazibe
Bayan cazibe her zamanki gibi uykusunu almış bir şekilde uyandı. Odasının perdesini açtığında yeni doğan güneş tüm ışığıyla aydınlattı. Tatlı bir gülümseme attı aynasına. Kırmızı ve mor taşlarla süslenmiş uzun ince aynasında kendi görüntüsüne baktı, tekrar muzipçe gülümsedi. Bu gülümsemeydi belki de onu bayan cazibe yapan. Aynayla olan bu iletişim her sabah rutindi. Önce kendine gülümserdi. Herkesten önce kendine gülümser, kendini mutlu görmek isterdi.
Ilık bir banyo yapmak için hazırlandı. Ilık bir banyo tüm günü enerjik karşılaması için ilk adımdı. Sonra pencereden baktı. İnceledi. Havayı kokladı. Güneş yüzünü gösterdiği için şanslıydı. Güneşli günleri hep sevmişti. Güneş içini ısıtıyordu her nekadar dışarısı buz gibi olsada. Havaya baktı dolabını açtı en uygun kıyafetini seçti. O günkü programını gözünden geçirdi. Güzel bir etek, üzerine dar bir kazak giydi ve en sevdiği kolyeyi taktı. Ufak dokunuşlarla yüzüne makyajını yaptı. Son kez görüntüsüne gülümsedi. Kahvaltı etmeden evden çıkmazdı. Annesinden alışılagelmiş bir alışkanlık. Soğuk havayı teneffüs etmeden önce sıcak çayını yudumladı. Güne hazırdı. Evden çıktığında keskin soğuğu ciğerlerinde hissetti. Yine de güneşin içini ısıtan görüntüsü tüm soğuğu ona unutturdu. İçinden bugün de harika olacak diyordu. Çantasında en sevdiği kitabı, radyoda en sevdiği şarkı. İşe giderken radyodaki şarkılara eşlik etmek, bazen mırıldanmak, bazense bağırarak eşlik etmek en büyük zevkiydi. Bu sayede ofise girdiğinde herkese gözlerindeki ışıkla gülümsüyordu. Gülümseyen bir kadının çirkin olması mümkün değildi. Hele böyle içten, hissederek gülümseyince daha güzel olurdu kadın. Belki de bu yüzden ona bayan cazibe diyorlardı. Gülmeyi bilen, gülmeyi seven nadir kadınlardandı bayan cazibe...
Ilık bir banyo yapmak için hazırlandı. Ilık bir banyo tüm günü enerjik karşılaması için ilk adımdı. Sonra pencereden baktı. İnceledi. Havayı kokladı. Güneş yüzünü gösterdiği için şanslıydı. Güneşli günleri hep sevmişti. Güneş içini ısıtıyordu her nekadar dışarısı buz gibi olsada. Havaya baktı dolabını açtı en uygun kıyafetini seçti. O günkü programını gözünden geçirdi. Güzel bir etek, üzerine dar bir kazak giydi ve en sevdiği kolyeyi taktı. Ufak dokunuşlarla yüzüne makyajını yaptı. Son kez görüntüsüne gülümsedi. Kahvaltı etmeden evden çıkmazdı. Annesinden alışılagelmiş bir alışkanlık. Soğuk havayı teneffüs etmeden önce sıcak çayını yudumladı. Güne hazırdı. Evden çıktığında keskin soğuğu ciğerlerinde hissetti. Yine de güneşin içini ısıtan görüntüsü tüm soğuğu ona unutturdu. İçinden bugün de harika olacak diyordu. Çantasında en sevdiği kitabı, radyoda en sevdiği şarkı. İşe giderken radyodaki şarkılara eşlik etmek, bazen mırıldanmak, bazense bağırarak eşlik etmek en büyük zevkiydi. Bu sayede ofise girdiğinde herkese gözlerindeki ışıkla gülümsüyordu. Gülümseyen bir kadının çirkin olması mümkün değildi. Hele böyle içten, hissederek gülümseyince daha güzel olurdu kadın. Belki de bu yüzden ona bayan cazibe diyorlardı. Gülmeyi bilen, gülmeyi seven nadir kadınlardandı bayan cazibe...
22 Aralık 2010 Çarşamba
Hayaller dünyası
İlk yazımda herkesten hayal kurmasını istemiştim. Pek hatta hiç hayal gelmedi ama ben sözümü tutuyorum ve hayallerimi sıralıyorum.
Bundan bir ay önce bir bayanla tanıştım. Bir şirkette yönetici pozisyonunda çalışıyordu. Çok formda, kendine bakan, giyinmesini bilen bir kadındı. Konuşmamız esnasında tüm hareketlerini inceledim. Her hareketi çok estetikti. Konuşmalarından çok otoriter bir kadın gibi duruyordu, ama kızından bahsederken de yufka yüreği ortaya çıkıyordu. Tüm bunları gözlerken herşeyiyle uyumlu ve kibar gördüm onu. Otoritesi de kibardı. İşte onunla tanıştığımda büyünce bende böyle olucam dedim. Sanırım yaşının benden fazla olduğunu anlamışsınızdır. Aramızda bir yirmi sene var. Yani yemem gereken çok fırın ekmek var. Bu benim kariyerim ile ilgili hayalim. Ancak otorite konusunda bazı şüphelerim var. Çünkü yufka yüreğim fazlasıyla ön planda. Tabi bir de yıllar var önümde, belki yıllar öğretir diye umuyorum.
Bundan bir ay önce bir bayanla tanıştım. Bir şirkette yönetici pozisyonunda çalışıyordu. Çok formda, kendine bakan, giyinmesini bilen bir kadındı. Konuşmamız esnasında tüm hareketlerini inceledim. Her hareketi çok estetikti. Konuşmalarından çok otoriter bir kadın gibi duruyordu, ama kızından bahsederken de yufka yüreği ortaya çıkıyordu. Tüm bunları gözlerken herşeyiyle uyumlu ve kibar gördüm onu. Otoritesi de kibardı. İşte onunla tanıştığımda büyünce bende böyle olucam dedim. Sanırım yaşının benden fazla olduğunu anlamışsınızdır. Aramızda bir yirmi sene var. Yani yemem gereken çok fırın ekmek var. Bu benim kariyerim ile ilgili hayalim. Ancak otorite konusunda bazı şüphelerim var. Çünkü yufka yüreğim fazlasıyla ön planda. Tabi bir de yıllar var önümde, belki yıllar öğretir diye umuyorum.
Tüm bunların yanında bir başka hayalim daha var. Bir göl düşlüyorum, gölün önünde ahşap iki katlı bir ev. Tabiki ufak bir bahçesi olan ev. Şöminesi olmalı dememe gerek yok sanırım. Birinci katının tüm ön cephesi camdan. Yani göle karşı kahvenizi yudumlayabilecek, dışarıda kar yağarken siz sıcak evinizde kar tanelerinin düşüşlerini görebileceksiniz. Böyle bir ev gördünmü derseniz evet derim. Bolu Gölcük'e gitmenizi ve askeriyeye ait gölün kıyısındaki tek evi görmenizi isterim. Aşağıdaki fotoğraflarla da oraya gitmenizi neden tavsiye ettiğimi göstermiş oluyorum.
Tabiki bu evin yeterince odası olmalı dostlarınız, sevdikleriniz rahatça kalabilmeli. Şöminenin önündeki sallanan sandalye ve yer yastıklarını unutmamalı. Bu evde teknoloji de olmalı. Kocaman televizyonunda en sevdiğimiz filmleri izlemeli, cd çalarımızla da en sevdiğimiz müzikler çalarken akşam şarabımızı yudumlayabilmeliyiz. Salonunda kocaman bir kütüphane olmalı. Kahvemizi yudumlarken en sevdiğimiz kitabı okuyabilmeliyiz. Mutfağında kocaman bir masa olmalı ki sevdiklerimizle uzun yemekler yiyebilmeli, uzun akşam yemeği sohbetleri yapabilmeliyiz. İçinde çok eşya olmamalı. Canımız çektiğinde salonun ortasını pist gibi kullanıp dans edebilmeliyiz. Yatak odaları yukarıdaki katta olmalı. Odalara ahşap merdivenler sayesinde ulaşabilmeliyiz. Her odanın ayrı bir kişiliği olmalı, odalar buna göre döşenmeli. Odaya giren bu farklılıkları görebilmeli.
Sabahları güzel kurabiyelerin kokusuyla uyanmalı, kahkahası bol kahvaltılar edilmeli. Sevgiyle döşenmiş, sevgiyle yaşanan bir yuva. İşte diğer hayalim. Beş sene önce hayalimin taslağı buna benziyordu, ancak her sene yeni bir şeyler ekliyorum. Mesela son zamanlarda şömine ve kitaplığı ekledim. Geçen her dakika yeni bir şeyler ekleyebiliyor yada değiştirebiliyorum. Değişmeyen bir şey var mı ki dünyada hayallerim hep aynı kalsın...
15 Aralık 2010 Çarşamba
Yılbaşı hayali...
Günler yaklaşıyor. Bir telaş var etrafta. Herkes yeni yılı nasıl karşılayacağını planlıyor. Bende planlamaya çalışanlardanım. Çok başarılı değilim bu konuda ama çabalarım var. Hayallerim var. Yılbaşında bir kere kar olmalı. Şöyle dizlerine kadar. Elimizde eldiven etrafa kar toplarını sallamalı, karın içinde özgürce yuvarlanabilmeliyiz. Akşam yemeği bir ziyafet olmalı, sofrada en sevdiklerimiz. Süslenmiş güzel bir çam ağacı olmalı. Bir de şömine olmalı kesinlikle.
Soğuk havayı ateşiyle ısıtan şöminenin yanında bir çift sallanan sandalye olmalı. Etrafta tabi en sevdiklerimiz de olmalı. Bir kaç kadeh şarap keyiflendirebilir. Güzel bir müzik. Gecenin ilerleyen saatlerinde kar oynamak için dışarı çıkılır tabi, sonra ısınmak için sıcacık eve dönüş. Sıcak yuva ahşaptan yapılma müstakil bir ev. Tüm sevdiklerini ağırlayabilecek kadar odası olmalı. Şöminenin etrafında kocaman yastıklar. Oturup sohbet etmek için bir sürü yastık. Yeni yıla yaklaşırken ritmi yüksek müzikler ve mutlulukla edilen danslar. Tabiki bahçede özenle yapılmış, kocaman bir havuçtan burnu olan kömür gözlü bir kardan adam. Perdeler sonuna kadar açık, güzel kardan adam gülen gözleriyle mutlu eve bakar. Sıcacık kalpler neşeyle kalplerindeki güzel dileklerinin gerçekleşmesi beklentisiyle yeni yılı bekler...
Soğuk havayı ateşiyle ısıtan şöminenin yanında bir çift sallanan sandalye olmalı. Etrafta tabi en sevdiklerimiz de olmalı. Bir kaç kadeh şarap keyiflendirebilir. Güzel bir müzik. Gecenin ilerleyen saatlerinde kar oynamak için dışarı çıkılır tabi, sonra ısınmak için sıcacık eve dönüş. Sıcak yuva ahşaptan yapılma müstakil bir ev. Tüm sevdiklerini ağırlayabilecek kadar odası olmalı. Şöminenin etrafında kocaman yastıklar. Oturup sohbet etmek için bir sürü yastık. Yeni yıla yaklaşırken ritmi yüksek müzikler ve mutlulukla edilen danslar. Tabiki bahçede özenle yapılmış, kocaman bir havuçtan burnu olan kömür gözlü bir kardan adam. Perdeler sonuna kadar açık, güzel kardan adam gülen gözleriyle mutlu eve bakar. Sıcacık kalpler neşeyle kalplerindeki güzel dileklerinin gerçekleşmesi beklentisiyle yeni yılı bekler...
14 Aralık 2010 Salı
Zor bir günün ağırlığı
Zor bir gündü benim için. Çok zor. Hani gözleriniz dolar, ağlamak istersiniz tam o sırada yutkunursunuz kocaman ya, işte aynen öyle. Kocaman kocaman yutkundum. Taki sesini duyana kadar. Sağanak yağış geldi ardından. Onca zaman bastırılmış duygular ne yazıkki yutkunduğunuz an gibi durmuyor her zaman. Şu an kimse bir şey anlamadı yada çok yakınımdakiler anladı. Ama amacım anlaşılmak değil şu an. Sadece yazmak. Zor günümü, zor anımı yazmak. Yazdıkça hafifletmek, yazdıkça endişeleri azaltmak. Endişe, korku insanı bitiren, kemirip duran bir fare. En güzeli rol yapmadan, yutkunmadan tüm duygunuzu yansıtmak. Yoksa saklananlar zaman geliyor gerçeğinden daha güçlü karşınıza çıkıyor. Kimsenin saatlerini endişelenerek geçirmemesi dileğiyle der sihirli. Sizlere sihirli rüyalar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









