15 Ekim 2011 Cumartesi
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yak...
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz. Andre Gide
Sadece eleştiren, problem hata bulamaya çalışan bir toplum olmamıza şaşırmalı mıyım?
Sadece yanlışa odaklanan insan topluluğu ne işe yarar ki?
Sosyal paylaşım ağlarına bakın. Kim neyi takdir ediyor?
Sadece birbirimizin yanlışını buluyor ikaz ediyor ama düzeltmek için ne gerekir onu sorgulamıyoruz.
Eleştirmek için koca beyinleri olan bir toplumuz.
Sıra çözüm bulmaya gelince kafasının içinde hava taşıyan insanlar oluyoruz.
İşte komik olan eleştirmek için çalışan o beyinler bize bir fayda sağlamıyor.
Geçen gün bir iş görüşmesinde aday, her çözüme kavuşturduğumuz şey bana keyif veriyor dediğinde ampül yandı beynimde.
Kimileri, şu problemi buldum, şu hatayı gördüm demekle iyi yaptıklarını sanıyorlar.
İyi de çözüm bulamadıktan sonra, çözüm için çabalamadıktan sonra problemi bulman ne işe yarar ki?
Sadece küfretmeyi, ayıplamayı, uyarmayı biliyoruz.
Elimizi taşın altına koymamız gerektiğinde çil yavrusu gibi dağılıyoruz.
Düşünen değil sadece sorgulayan bir topluluk oldu.
İşin kötüsü genç nesil sadece buna odaklanmış, hızla tüketen, eleştiren bir zihniyetle büyüyor.
Hiç ayıplamayın. Buda bizim eserimiz.
Sen değil misin evinden az önce çıkan komşunun kocasını çekiştiren.
Sen değil misin yaramazlık yapan çocuğun annesini ağzını yaya yaya başkalarına anlatan.
Sen değil misin o şöyledir bu böyledir deyip, başkalarını yererek aslında kendini hiiiç övmeyen.
Demiyorum ki eleştirmeyelim.
Ama kantarın topuzunu da kaçırmayalım.
Hayatımız eleştirmekten ibaret olmaya başladığında toplum olarak tıkanıyoruz. Kendi yolumuzu, çocuğumuzun geleceğini, hayatımızı tıkıyoruz.
Oysa çirkin kadar güzel, problem kadar da çözüm var.
14 Ekim 2011 Cuma
BUGÜN
Bugün dışarı at kendini yada evdeki, ofisindeki camı aç ve ciğerlerin patlayana kadar nedes al derin ve uzun.
Bugün seni çok üzen, sana devamlı sinir bozucu laf söyleyen, hep ağzının payını vermek istediğin ama kibarlığından söyleyemediğin kişiye hak ettiği sözcükleri ver.
Bugün uzun zamandır konuşmadığın, belkide gururundan aramadığın fakat çok özlediğin kişiyi ara ve özledim de.
Bugün bir çocuk parkı bul ve salıncağa binip gökyüzüne havalanmaya çalış.
Bugün en sevdiğin şarkıyı son ses çal ve avazın çıktığı kadar ona eşlik et. (Bu kısımı komşular ne der, o ne düşünüre aldırmadan yapacaksın)
Bugün dolabını aç ve en sevdiğin giysiyi seçip onu giy.
Bugün çok sevdiğin ama seni seviyorum demeyi ihmal ettiğin kişileri ara ve gönülden kocaman seni seviyorum de.
Bugün en çok canın çeken en kalorili ve en sevdiğin yiyeceği çatlayana kadar ye.
Bugün çocukken izlemekten en keyif aldığın çizgi filmi izle.
Bugün çıkar ayakkabılarını ve bulduğun çimlerde yalınayak koş.
Bugün eski fotoğraflarına bak, içlerinden en sevdiğini çerçevele.
Bugün uzun zamandır yazmadığın arkadaşlarına iki kelime yaz.
Bugün sadece kendin için yaşa, istediğini yap. Kim ne der demeden, önceliklerini başkalarına vermeden, tek önceliğin kendin olduğunu düşündüğün şekilde yaşa.
Sadece bugün yarını düşünmeden, belkide son günün gibi yaşa.
Bugün seni çok üzen, sana devamlı sinir bozucu laf söyleyen, hep ağzının payını vermek istediğin ama kibarlığından söyleyemediğin kişiye hak ettiği sözcükleri ver.
Bugün uzun zamandır konuşmadığın, belkide gururundan aramadığın fakat çok özlediğin kişiyi ara ve özledim de.
Bugün bir çocuk parkı bul ve salıncağa binip gökyüzüne havalanmaya çalış.
Bugün en sevdiğin şarkıyı son ses çal ve avazın çıktığı kadar ona eşlik et. (Bu kısımı komşular ne der, o ne düşünüre aldırmadan yapacaksın)
Bugün dolabını aç ve en sevdiğin giysiyi seçip onu giy.
Bugün çok sevdiğin ama seni seviyorum demeyi ihmal ettiğin kişileri ara ve gönülden kocaman seni seviyorum de.
Bugün en çok canın çeken en kalorili ve en sevdiğin yiyeceği çatlayana kadar ye.
Bugün çocukken izlemekten en keyif aldığın çizgi filmi izle.
Bugün çıkar ayakkabılarını ve bulduğun çimlerde yalınayak koş.
Bugün eski fotoğraflarına bak, içlerinden en sevdiğini çerçevele.
Bugün uzun zamandır yazmadığın arkadaşlarına iki kelime yaz.
Bugün sadece kendin için yaşa, istediğini yap. Kim ne der demeden, önceliklerini başkalarına vermeden, tek önceliğin kendin olduğunu düşündüğün şekilde yaşa.
Sadece bugün yarını düşünmeden, belkide son günün gibi yaşa.
4 Ekim 2011 Salı
İNSANA MEKTUP
Ömrüm senin ki kadar uzun değil diye yaşamaya hakkım yok sanma. Senden fazla yaşamaya hakkım var. Senin dilinde anlaşamıyor olsam da, senden zekiyim ki seni anlayabiliyorum. Kötü bir şeyler olacağını anlayabiliyor, hissedebiliyorum. Üstelik üzerine betonlar döktüğünüz vefa bende hala yemyeşil. En büyük değerim benim. Vefa nedir fazlasıyla bilirim.
Ben ancak yaşayabilmek, hayatta kalabilmek için öldürürüm. Ancak bazılarımız yaşamak için öldürmek zorunda kalır. Yaradılış işte.
Yapılan iyilikleri hiç unutmayız. Çok da kötülük gelmiştir başımıza ama hala önyargılı değiliz. Biliriz ki iyilerde var bu dünyada. İyiliğe inandığımız için şüphe duymayız yanımıza yaklaşandan. Verdiği ekmeği binbir minnetle yeriz. Nerden biliriz kötüler rahatça iyi maskesi takar.
Kendimizi biliriz de, insanı bilmeyiz. Acımdan kıvranırken, bana zarar veren canlının bir başkası yardım elini uzatır. Bu yüzdendir insanı anlayamamız.
Biliyorum bazen birbirinize kızınca bizim adımızı birbirinize söylersiniz. Anlam veremiyoruz.
Biz size kendinizden daha çok zarar vermiş olamayız.
Ben ancak yaşayabilmek, hayatta kalabilmek için öldürürüm. Ancak bazılarımız yaşamak için öldürmek zorunda kalır. Yaradılış işte.
Yapılan iyilikleri hiç unutmayız. Çok da kötülük gelmiştir başımıza ama hala önyargılı değiliz. Biliriz ki iyilerde var bu dünyada. İyiliğe inandığımız için şüphe duymayız yanımıza yaklaşandan. Verdiği ekmeği binbir minnetle yeriz. Nerden biliriz kötüler rahatça iyi maskesi takar.
Kendimizi biliriz de, insanı bilmeyiz. Acımdan kıvranırken, bana zarar veren canlının bir başkası yardım elini uzatır. Bu yüzdendir insanı anlayamamız.
Biliyorum bazen birbirinize kızınca bizim adımızı birbirinize söylersiniz. Anlam veremiyoruz.
Biz size kendinizden daha çok zarar vermiş olamayız.
Vahşi olabilir bir kısmımız, ama henüz insanı geçemedik zarar vermede. Üstelik sizin kadar bu kadar bile bile, isteye isteye de zarar vermeyiz.
Bizim kalbimiz sizinkinden büyük ve sıcak.
Yardım etmenizden vazgeçtim, zarar vermeseniz yeter...
Biz kendimize yeteriz. Bırakın yaşayalım, bırakın ecelimizle ölelim. Kader diyelim.
Bir mont, bir çanta uğruna öldük demeyelim.
Bırakın çoğalalım. sizler gibi çocuklarımızı görelim.
Rahat bırakın bizi huzurla ölelim...
3 Ekim 2011 Pazartesi
Üş Şeyin vakti gelmekte
Mevsimsel değişimle üç şeyin vakti gelmiştir. Bir dolapta sakladığımız battaniyemiz, iki bitmemiş okunmayan bekleyen kitaplar, üç içimizi ısıtan kış çayımız.
Yaz, güneşle arada bir bizi kandırarak veda etmekte. Biz hala sıcak mı soğuk mu diyerek allak bullak olma durumundayız.
Ben yine başladım kış hayallerime. Güneş gidince kar hayallerim üşüşüyor beynime. Şöminem hep aklımın bir ucunda.
Geçen kış ah şu cumartesilerim bir tatil olsa demiştim. Ah hayallerim benim. Kalbim temiz sanırım ki en sonunda bir tanesini gerçek yaptı.
Geriye kar, şömine, battaniye, kitaplarım kaldı. Azı gitti çoğu kaldı.
O zaman, kış hayali tam zamanıdır...
Yaz, güneşle arada bir bizi kandırarak veda etmekte. Biz hala sıcak mı soğuk mu diyerek allak bullak olma durumundayız.
Ben yine başladım kış hayallerime. Güneş gidince kar hayallerim üşüşüyor beynime. Şöminem hep aklımın bir ucunda.
Geçen kış ah şu cumartesilerim bir tatil olsa demiştim. Ah hayallerim benim. Kalbim temiz sanırım ki en sonunda bir tanesini gerçek yaptı.
Geriye kar, şömine, battaniye, kitaplarım kaldı. Azı gitti çoğu kaldı.
O zaman, kış hayali tam zamanıdır...
1 Ekim 2011 Cumartesi
ÖLÜM, ÖLDÜRMEK KİMİN HAKKI??
Bugün yeni bir gün, bugün en güzel gün yada bugün son günüm...
Ne yazıkki başımıza ne gelebileceğini kestiremiyoruz. Hayat bu ne olacağı belli değil diyebilirsiniz.
Bir araba çarpabilir, uçak düşebilir, evden çıkarken silahlı saldırıya uğrayabilir, geçtiğiniz yola bomba konulabilir, yaralanabilir, sakat kalabilir yada ölebilirsiniz. Hangisinde daha şanslı olabilirsiniz?
Öğretmenseniz, doktorsanız insan olmayan, duygusuz, vicdansız yaratıklar tarafından kaçırılabilirsiniz. Görevinizi yapmak, para kazanmak için gittiğiniz yerden tabutunuz dönebilir.
Hayatta ne olacağı belli olmaz tabiki ama bu kadarı da yeter ama değil mi?
Biz hayatlarımıza hiç bir şey olamayacakmış gibi devam ederken, birileri canlı ölüler şuanda. Yaşayamıyor, hissetmek istemiyorlar. Acı onları yavaş yavaş yok ediyor. Hanginiz evladınızın, eşinizin, dostunuzun böyle bir ölümüne dayanabilir. Kader demeyin. Kaza değil, hastalık değil...
Birileri kasten canımızı alıyor. Duygusuzca, kalbi sıkışmadan, Allah'cılık oynadığının farkında olmadan. Yada bilerek rollerine devam ediyorlar.
Hükümeti eleştirdim çoğu zaman. Ama artık eleştirmekten yoruldum. Onlar geçmişte yaşadıklarının intikamını askerden çıkarmaya çalışırken düşmanlar içimizde gezdiler, ateş açtılar, öldürdüler.
Düşünsenize devletin karakoluna ateş açıp onca insanı rahatlıkla öldürebilen bir düşman var ve siz hala ne yapıyorsunuz?
Devlet için göreve giden öğretmenimizi kaçıran bir düşman var ve siz ne yapıyorsunuz?
Öldürmek onların bu kadar hakkıysa eğer, ölüm esas onların en büyük hakkı. Sadece bunca zamandır aldıkları canlar için bile ödeyecekleri çok şey olmalı.
Ölüm herkes için, öldürmek kimin hakkı belli.
O zaman öldüreni öldürmek yetecek mi??
Öyle dolduki yüreğim, öldürmek yetmez, işkence, ömür boyu hapis... vb. hiçbiri içimdeki yangını söndüremiyor.
Kalbimin yangını gölgemde bile parlarken, hangi yol yangını söndürür.
Yamaç paraşütü yapmak isteyen arkadaşımın ölümü, öğretmenimizin kaçırılışı, mühendisin işine giderken vuruluşu, halı saha maçındaki çiftin katliamı, düğünlerin cenaze evine dönüşü, yüzlerce köpeğin zehirlenmesi...
Şimdi ben ADALETE inayayım mı?
Şimdi ben DEVLETE inanayım mı?
Şimdi ben ORDUMA güveneyim mi?
Şimdi ben kime inanayım, kime güveneyim?
Bir ATATÜRK hayali var aklımda, rüyalarda hayallerdeyim.
Ben bu zamanda değil onun zamanında olmak, zorlukları onunla çekmek isterdim.
Ben bu zihniyetle yönetilen bir ülkede olamaktan dolayı üzgünüm.
Ben yönetebilecek insanı olmayan bu ülkede yaşamaktan dolayı utanıyorum.
Dünya'nın en büyük liderinin topraklarımda liderlik etmesinden dolayı GURURLUYUM ama çok geçmişte kaldık.
Geleceğe bakma zamanı değil mi?
Peki daha ne olması lazım aklımızı başımıza almak için?
Ne yazıkki başımıza ne gelebileceğini kestiremiyoruz. Hayat bu ne olacağı belli değil diyebilirsiniz.
Bir araba çarpabilir, uçak düşebilir, evden çıkarken silahlı saldırıya uğrayabilir, geçtiğiniz yola bomba konulabilir, yaralanabilir, sakat kalabilir yada ölebilirsiniz. Hangisinde daha şanslı olabilirsiniz?
Öğretmenseniz, doktorsanız insan olmayan, duygusuz, vicdansız yaratıklar tarafından kaçırılabilirsiniz. Görevinizi yapmak, para kazanmak için gittiğiniz yerden tabutunuz dönebilir.
Hayatta ne olacağı belli olmaz tabiki ama bu kadarı da yeter ama değil mi?
Biz hayatlarımıza hiç bir şey olamayacakmış gibi devam ederken, birileri canlı ölüler şuanda. Yaşayamıyor, hissetmek istemiyorlar. Acı onları yavaş yavaş yok ediyor. Hanginiz evladınızın, eşinizin, dostunuzun böyle bir ölümüne dayanabilir. Kader demeyin. Kaza değil, hastalık değil...
Birileri kasten canımızı alıyor. Duygusuzca, kalbi sıkışmadan, Allah'cılık oynadığının farkında olmadan. Yada bilerek rollerine devam ediyorlar.
Hükümeti eleştirdim çoğu zaman. Ama artık eleştirmekten yoruldum. Onlar geçmişte yaşadıklarının intikamını askerden çıkarmaya çalışırken düşmanlar içimizde gezdiler, ateş açtılar, öldürdüler.
Düşünsenize devletin karakoluna ateş açıp onca insanı rahatlıkla öldürebilen bir düşman var ve siz hala ne yapıyorsunuz?
Devlet için göreve giden öğretmenimizi kaçıran bir düşman var ve siz ne yapıyorsunuz?
Öldürmek onların bu kadar hakkıysa eğer, ölüm esas onların en büyük hakkı. Sadece bunca zamandır aldıkları canlar için bile ödeyecekleri çok şey olmalı.
Ölüm herkes için, öldürmek kimin hakkı belli.
O zaman öldüreni öldürmek yetecek mi??
Öyle dolduki yüreğim, öldürmek yetmez, işkence, ömür boyu hapis... vb. hiçbiri içimdeki yangını söndüremiyor.
Kalbimin yangını gölgemde bile parlarken, hangi yol yangını söndürür.
Yamaç paraşütü yapmak isteyen arkadaşımın ölümü, öğretmenimizin kaçırılışı, mühendisin işine giderken vuruluşu, halı saha maçındaki çiftin katliamı, düğünlerin cenaze evine dönüşü, yüzlerce köpeğin zehirlenmesi...
Şimdi ben ADALETE inayayım mı?
Şimdi ben DEVLETE inanayım mı?
Şimdi ben ORDUMA güveneyim mi?
Şimdi ben kime inanayım, kime güveneyim?
Bir ATATÜRK hayali var aklımda, rüyalarda hayallerdeyim.
Ben bu zamanda değil onun zamanında olmak, zorlukları onunla çekmek isterdim.
Ben bu zihniyetle yönetilen bir ülkede olamaktan dolayı üzgünüm.
Ben yönetebilecek insanı olmayan bu ülkede yaşamaktan dolayı utanıyorum.
Dünya'nın en büyük liderinin topraklarımda liderlik etmesinden dolayı GURURLUYUM ama çok geçmişte kaldık.
Geleceğe bakma zamanı değil mi?
Peki daha ne olması lazım aklımızı başımıza almak için?
25 Eylül 2011 Pazar
Huzuru hayallerde bulmak
Haftasonum buralardan uzakta geçti. Bol yeşil, sevdiğim insanlar, serin serin esen rüzgar, rüzgarın serinliğini törpüleyen güneş, kuş cıvıltıları, şen kahkahalar, zevkle sevgiyle döşenmiş harika evler, harika bir evin sahibi harika insanlar ve ben...
Nasıl güzeldi anlatmam mümkün değil. İşte hayalimdeki yaşam dedim.
Sabah kalktığında gökyüzüne uzanan yemyeşil ağaçları göreceksin, kuşlar cıvıldaşacak, onların sesleri seni şenlendirecek, küçük bir bahçe, bir hamak, dostlarını ağırlayıp uzun sohbetler edeceğin bahçede bir oturma grubun olacak. Domatesin komşunun bahçesinden sofrana uzanacak, maydanozlar senin bahçenden, bir de sana hep sevgiyle bakan bir eşin olacak yanında.
Haftasonum çok huzurlu, çok eğlenceli bir o kadar yorucu geçti. Ruhum oralarda kaldı bedenim buralarda.
Hayallerim geldi yine aklıma.
Hayallerimde gülen yüzler var menfaatsiz, güzel bir bahçe var, müstakil küçük bir ev var, etrafımda yaslanabileceğim, gülebileceğim, ağlayabileceğim dostlarım var, beni seven hayat arkadaşım sevgilim var, annem, babam, kardeşim var, sabah yürüyüşleri yapabileceğim yürüyüş yolları var, kuşlar, kediler, köpekler var, yağan yağmurun ardından gelen toprak kokusu var, güneşin tenini ısıtması var, keyifli anlarda içilen kahven var, öğlen uykuları var...
Akşamdan kalmış yemekleri yiyen kediler, uzun akşam yürüyüşleri, sabah uzun kahvaltıları, zevkle okunan kitaplar...
Huzur var hayallerimde. Hayal kurmanın bir huzuru var. Hayallerime zaman var...
Daha zamanım, acelem ve hiç bitmeyecek hayallerim var.
Bütün bunlarla birlikte harika geçen bir haftasonum var. Yüreğim yeşillerin içinde kaldı, bedenim betonarmelerin arasında...
Nasıl güzeldi anlatmam mümkün değil. İşte hayalimdeki yaşam dedim.
Sabah kalktığında gökyüzüne uzanan yemyeşil ağaçları göreceksin, kuşlar cıvıldaşacak, onların sesleri seni şenlendirecek, küçük bir bahçe, bir hamak, dostlarını ağırlayıp uzun sohbetler edeceğin bahçede bir oturma grubun olacak. Domatesin komşunun bahçesinden sofrana uzanacak, maydanozlar senin bahçenden, bir de sana hep sevgiyle bakan bir eşin olacak yanında.
Haftasonum çok huzurlu, çok eğlenceli bir o kadar yorucu geçti. Ruhum oralarda kaldı bedenim buralarda.
Hayallerim geldi yine aklıma.
Hayallerimde gülen yüzler var menfaatsiz, güzel bir bahçe var, müstakil küçük bir ev var, etrafımda yaslanabileceğim, gülebileceğim, ağlayabileceğim dostlarım var, beni seven hayat arkadaşım sevgilim var, annem, babam, kardeşim var, sabah yürüyüşleri yapabileceğim yürüyüş yolları var, kuşlar, kediler, köpekler var, yağan yağmurun ardından gelen toprak kokusu var, güneşin tenini ısıtması var, keyifli anlarda içilen kahven var, öğlen uykuları var...
Akşamdan kalmış yemekleri yiyen kediler, uzun akşam yürüyüşleri, sabah uzun kahvaltıları, zevkle okunan kitaplar...
Huzur var hayallerimde. Hayal kurmanın bir huzuru var. Hayallerime zaman var...
Daha zamanım, acelem ve hiç bitmeyecek hayallerim var.
Bütün bunlarla birlikte harika geçen bir haftasonum var. Yüreğim yeşillerin içinde kaldı, bedenim betonarmelerin arasında...
23 Eylül 2011 Cuma
GÜZELİ BULMAK, GÜZELE VARMAK...
Uzun zamandır yada uzun sandığım zamandır mutluyum ama mutluyum demeye korkarım. En son mutluluğu tadarken dost sandığımın hançeriyle arkamdan vurulmuş, ilk yediğim büyük ihaneti sindirmekte zorlanmıştım. Üzüldüm ya çok, çok da dostum olduğunu anladım. Çoğu da ağız birliği etmiş gibi hayırlısı demişti. Ben o hayırlısını bir türlü anlamdıramamıştım. Bundan yaklaşık bir sene sonra anlıyorum, hak veriyorum.
Hayat işte sana ne göstereceği belli değil. Bir gün terfi alırsın, bir bakmışsın sonra işinden olmuşsun, bir bakmışsın aşık olmuşsun, kelebekler midende gezer. Sonra zaman geçer kelebeklerin yerine monoton gelip gitmeler alır sonra bir bakmışsın sana deli divane sevgili yeni aşklara yelken açar sana haber vermeden. Aşk bu boşver ne gerek var dersin mantığınla seversin, bir bakarsın bir süre sonra o sevdiğin mantık mantıksız olmuştur artık. Severek evlenirsin severek boşanırsın. Lanet ederek evlenir severek ömür geçirirsin. Gençliğini yaşarsın, en keyifli anında eşini yitirir kara toprağa gömersin. Üç gün önce bağırdığın eşin toprağın altına girerken sen o üç gün önceki bağırışlarınıza küfür edersin. Bittiğinde anlarsın. Canından sevdiklerine Seni Seviyorum demez onları kaybedince seviyorum diye ağlarsın. Hayat bu ya süpriz olmamalıdır hiç birşey. Bugün canını verdiklerin yarın üç kuruş için arkandan vurur. Sevmemeye yemin ettiğin anda kalbin sana inat hızla çarpar. Bıktım dediğin anda en çok istediğin dilek bir bakmışsın oluvermiş. Ümidinin kalmadığı tükendiğin anda herşey tersine döner sen bile inanamazsın.
Güzeli bulmak, güzele varmak emek ister, gözyaşı ister, çaba ister, zaman ister, inanç ister, sevgi ister, bir de güzeli hak edecek kalp ister.
İşte bu sebeple kötülükle beslenen ve kötülükle mutlu olmayı, çok kazanmayı, terfi etmeyi, sevgi kazanmayı, ömür geçirmeyi planlayanlar güzeli bulamaz güzele varamazlar. Her bulduklarını sandıkları güzellik aslında aldatmacadır, gelip geçicidir. Onların elde ettiklerini sandıkları güzellik arkasından gelecek olan kötülüğün aldatmacasıdır. Bu yüzden ben artık mutlu olmaktan korkmuyorum. Çünkü karanlığı hak edecek bir kalbim hiç olmadı. Sadece karanlıklar güneşin habercisi oldu bana, yol gösterdi.
Hıçkırarak ağlamak, kahkahalarla gülmek, sinirden dişlerini sıkmak, heyecandan bacağını sallamak, utançtan dudağını ısırmak, mutluluktan zıplamak, telaştan koşmak...
Hayat bu işte, rollüne göre oyna diyecek...
Eğer kalbin güzeli hak ediyorsa eninde sonunda varış noktasında güzel ile buluşacak.
Biraz emek, zaman, umut ve inançla güzeli bulmak, güzele varmak. İşte hayatın sana söyleyebileceği yegane şey.
Sen eğer şu an bitmiş, tükenmiş, aldatılmış, yaralanmış, hırpalanmış veya dışlanmışsan bilki son değilsin.
Kalbine güveniyorsan sonunda güneş var unutma.
Ama biraz emek, gözyaşı, çaba, zaman, inanç, sevgi gerek...
Yazıma içimdeki huzuru, mutluluğu, dingilliğimi müzikle kattım. Sizin için. Sadece tıkla:)
Hayat işte sana ne göstereceği belli değil. Bir gün terfi alırsın, bir bakmışsın sonra işinden olmuşsun, bir bakmışsın aşık olmuşsun, kelebekler midende gezer. Sonra zaman geçer kelebeklerin yerine monoton gelip gitmeler alır sonra bir bakmışsın sana deli divane sevgili yeni aşklara yelken açar sana haber vermeden. Aşk bu boşver ne gerek var dersin mantığınla seversin, bir bakarsın bir süre sonra o sevdiğin mantık mantıksız olmuştur artık. Severek evlenirsin severek boşanırsın. Lanet ederek evlenir severek ömür geçirirsin. Gençliğini yaşarsın, en keyifli anında eşini yitirir kara toprağa gömersin. Üç gün önce bağırdığın eşin toprağın altına girerken sen o üç gün önceki bağırışlarınıza küfür edersin. Bittiğinde anlarsın. Canından sevdiklerine Seni Seviyorum demez onları kaybedince seviyorum diye ağlarsın. Hayat bu ya süpriz olmamalıdır hiç birşey. Bugün canını verdiklerin yarın üç kuruş için arkandan vurur. Sevmemeye yemin ettiğin anda kalbin sana inat hızla çarpar. Bıktım dediğin anda en çok istediğin dilek bir bakmışsın oluvermiş. Ümidinin kalmadığı tükendiğin anda herşey tersine döner sen bile inanamazsın.
Güzeli bulmak, güzele varmak emek ister, gözyaşı ister, çaba ister, zaman ister, inanç ister, sevgi ister, bir de güzeli hak edecek kalp ister.
İşte bu sebeple kötülükle beslenen ve kötülükle mutlu olmayı, çok kazanmayı, terfi etmeyi, sevgi kazanmayı, ömür geçirmeyi planlayanlar güzeli bulamaz güzele varamazlar. Her bulduklarını sandıkları güzellik aslında aldatmacadır, gelip geçicidir. Onların elde ettiklerini sandıkları güzellik arkasından gelecek olan kötülüğün aldatmacasıdır. Bu yüzden ben artık mutlu olmaktan korkmuyorum. Çünkü karanlığı hak edecek bir kalbim hiç olmadı. Sadece karanlıklar güneşin habercisi oldu bana, yol gösterdi.
Hıçkırarak ağlamak, kahkahalarla gülmek, sinirden dişlerini sıkmak, heyecandan bacağını sallamak, utançtan dudağını ısırmak, mutluluktan zıplamak, telaştan koşmak...
Hayat bu işte, rollüne göre oyna diyecek...
Eğer kalbin güzeli hak ediyorsa eninde sonunda varış noktasında güzel ile buluşacak.
Biraz emek, zaman, umut ve inançla güzeli bulmak, güzele varmak. İşte hayatın sana söyleyebileceği yegane şey.
Sen eğer şu an bitmiş, tükenmiş, aldatılmış, yaralanmış, hırpalanmış veya dışlanmışsan bilki son değilsin.
Kalbine güveniyorsan sonunda güneş var unutma.
Ama biraz emek, gözyaşı, çaba, zaman, inanç, sevgi gerek...
Yazıma içimdeki huzuru, mutluluğu, dingilliğimi müzikle kattım. Sizin için. Sadece tıkla:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










