5 Şubat 2013 Salı

Bir şarkıyla başladı herşey...

Eller kadir kıymet bilmiyor annem. Senin kadar kimse sevmiyor Annem...
Dün O Ses Türkiye'de dinledim bir kez daha. Her seferinde tüylerim diken diken olur. Gözlerim sulanır. Zaten bünye gözyaşını sık üretmeye yatkın. Boğazım düğümlenir...
Kim söylerse söylesin ruh halimi değişir o acıyı hissedersin yüreğinde. Eller kadir kıymet bilmiyor anne, senin kadar kimse sevmiyor anne en derinden ulaşır sana. Yine yüreğimi dağladı, burnumu sızlattı. Acısı içime oturdu.
Kaybetmenin acısı geldi aklıma. Yaşamaktan hep korktuğum kimi zaman rüyalarımda gördüğüm.
İşte dün gece yine dağlandı içim. Dedim siz de bir ürperin...
Bıraktım beni seven gözyaşlarımı bir daha dinledim.
Eller kadir kıymet bilmiyor Annem
Senin kadar kimse sevmiyor Annem
Tüm güzel annelere...
Annesinin değerini bilmeyen tüm çocuklara..
http://www.acunn.com/video/o-ses-turkiye/eren-senay-annem/1491

1 Şubat 2013 Cuma

Zehir

Kırgın yada küs değilim. Hayal kırıklığı evresini çoktan geçmişim. Şaşkın hiç değilim şaşkınlığı bırakalı çok oldu. Üzgün değilim desem o da olmayacak. Aslında sanırım üzgünüm. Kalbini karalayanlara üzülüyorum. Kalp karardıkça etrafını da zehirlemesine üzülüyorum. Bunu fark etmeden zehir saçıp sonrada o zehri başkasına bulana üzülüyorum. Zehir kalbinde içinde sonra dilinde sonra yüzünde mimiğinde bir zamanlar çok sevilen bakışında. Kimi zaman hiç konuşmadan etrafına saçtığın enerjinin içinde zehir. Ama sen farkında değilsin işte buna üzülüyorum...
Fark etmek için zaman gerekecek. Ancak ya zehir içini tamamen kapladığında çok geç olursa...
Gel sen beni dinle. Niye yaratıldığını düşün. İçini kalbini yokla. O seni esir etmeden at şu zehiri içinden. Önce kendinden özür dileyerek başla. Çünkü inanan aynadaki sen çok sevimsiz...

Sende üzgünsen dinle...

2 Kasım 2012 Cuma

Burdayım,Sağım...

Çok oldu yazmayalı yada yazamayalı. Ama iyiyim henüz ölmedim sağım.
Yeni ev, koşturmaca, dağılma, toparlanma...
Kardeşin yurtdışına gitmesi, bir ölüm, yeni ev yeni bir düzen, bitmeyen işler, didişmeler, yaz tatili, kışın beklenişi derken günler günleri kovaladı.
En yakın zamanda yeniden sizlerle birlikte olucağım.
Zaten bir avuçtu beni takip eden, onlarda kaldıysa...

1 Temmuz 2012 Pazar

Kelimeler mi anlatır, ne anlatır??

Sadece kelimelere bakarak yaşarsan çok şey kaçırırsın. Cümleye bakacaksın, sonra ondan öncekilere bakacaksın. Sonra söyleyene bakacaksın. Anlamak için bunlar da yetmez. İfadeye bakacaksın.
Bıkkın, kızgın, mutlu, mutsuz, umursamaz yada vazgeçmiş...
Hangi ifadeyle, hangi duyguyla neden söylenmiş ona bakacaksın.
Yoksa kelimeler arasında kalırsan sıkışıp herşeyden habersiz yaşarsın.
Herşey kelimeler olsaydı ne göze ne dile gerek kalırdı.
Bunu çözdüğümüzde bir adım daha ilerlemiş olacağız ya neyse.
Kelimeleri bile anlamayanların olduğu Dünya'da çok şey mi istiyorum acaba?

22 Haziran 2012 Cuma

Uzaklara gidecek mis kokulum...


Uzaklara gidecek.
Haber verdi. Gitmeden önce gideceğini tekrar hatırlattı. Hüzün çökmeden kara bulut gibi önceden uyardı küçük meleğim.
Beni unutma sakın dedi...
Nasıl unuturum??
Kolaysa kalbime unut de. Ne mümkün.
Belki dönmem dedi satır aralarında. Ben o satır aralarında kaybettim kendimi. Kara delik çekti içine beni. Sadece bir el kurtarır beni. O kendini biliyor...
Avuttu beni meleğim.
Uzaklık uzak olacağımız anlamına gelmez dedi. Ne güzel dedi uzaklık...
Koş dediğimde, avaz avaz bağırdığımda, imdat dediğimde, hey ben geldim dediğimde hep karşıma çıkacak uzaklık.
İşte o zaman evet kalplerimiz yan yana olacak ama başımı omzuna, elini elime alamayacağım. Mis diye öpemeyeceğim. O ıtır kokulu saçlarını koklayamayacağım.
Rengarengiz biz dediğin gibi. Sen gidince rengim solacak...
Biliyorum temelli değil gidişin. Bitiş değil başlangıç senin için.
Ama gel gör ki senin başlangıç beni çok yoracak.
Önce gözyaşları sel olacak, sonra alışacağız uzaklığa.
Alışıcam kavuşacağım zamanı düşleyerek.
Mis kokunu bırakarak, gülüşlerini, neşeni bana bırakarak gideceksin.
Benim hala küçük, sevimli, mis kokulu kardeşim.
Yolun açık olsun...
Bu kalp mümkün değil seni unutamaz.
Sen de beni unutma...
Bir de buralara dönmeyi unutma, beni unutma.
Ablan orda uzun süre kalmanı yasaklıyor:)

14 Haziran 2012 Perşembe

Kendini sevdiğin kadar insan oluyorsun



Yaz geldi hafif yemekler yemeli, neşeli, umutlu, hafif yazılar yazmalı.
Biliyorum ama elimde değil yaza uygun değil ruhuma uygun yazacağım.
Sevmek için kendimizden başlamalı, yoksa etrafa sadece çamur, pislik saçıyoruz. Çöp konteynırlarından tiksindik yıllarca. Halbuki önce etrafa negatif enerji saçanlardan tiksinmeliymişiz. Nasıl her akşam evimizde ağzına kadar dolmuş çöp kovamızı çıkartıyorsak, hayatımızdan da sevmeyi , hoşgörüyü, anlayışı bilmeyen bencil, ben merkezcil, vurdum duymaz insanları çıkartmalıyız. Sözlerine kulaklarımızı, davranışlara da gözlerimizi kapatmalıyız. Gördükçe çirkinleşiyor, duydukça tahammülsüz oluyoruz.
Bilmiyorlar ki her kötü bakış, her hadsiz davranış, her zehirli söz kendilerini kurutuyor. Mutsuzlukdan, sevgisizlikten, hoşgörüsüz, tahammülsüzlükten değil başkalarından biliyorlar saçtıkları zehirleri.
Herşey kendini sevmekle başlıyor.
Kendini sevdiğin kadar insan oluyorsun.
Kendini sevdiğin kadar kabul görüyorsun.
Değişim için hep dış dünyadan beklerken herşeyi, aslında herşeyin içinde olduğunun farkında değiller.
Zaten farkında olsalar o halde olmazlardı.
Aynaya bakmak gerek bazen. Bazen ne olduğumuz değil, nasıl göründüğümüz önemli.


7 Haziran 2012 Perşembe

Evlilik dediğin...

Herşeyin bir zaman moda olduğu gibi şimdi de evlilik programları moda. Eskiden görücü usulü ile yapılan evlilikler şimdi televizyon programıyla yapılıyor. Farkı yetmiş ya da seksen kaçsa işte o kadar milyon insanın sizin erkek ya da kadın arayışınızı izlemesi.
Televizyon başında çekirdek çitleyen kadınlar " Aaa bak edepsiz adama daha karısı öleli bir sene olmuş hemen evlenmeye kalkıyor" diyerek özel hayatınızın için cup diye dalıyorlar. Hiç ayıplamayın buna siz izin veriyorsunuz. O zaman  eleştirileri de ayıplamayacaksınız.
Biz zaten toplum olarak ayıplamayı, eleştirmeyi, kınamayı, sınıflandırmayı, düzene ayak uydurmayanı dışlamayı seven bir milletiz. Bu yüzden garip gelmemeli.
Bu konunun dışında evliliğe bakışımızda farklı. Evlenecek ya aday, kendine eş adayı ararken kendi özelliklerini sıralıyor ... yaşında, boşanmış, çocuğu yok, evi var, aylık geliri .... kadar...vb
Şimdi bu niteliklerden hangisi eş adayını seçme kriteri olabilir.
Evlilikden anladığımız ne ki ben onu çözemedim?
Hizmetçi, eve para getirecek köle, sana bakacak enayi, cinsel açlığını doyuracak biri...
Evlilikten ne anladığımızı bilmiyorum ama bu değil.
Evlilik üremek için bir araç değil, evlilik kendine baktırmak için, çevre baskısını durdurmak, özgürleşmek için bir araç değil.
Evlilik hayat paylaşmaksa eğer sizin bu manteliteniz doğru değil.